Monday, April 14, 2008

son söz

***


Bu serideki fotoğraflar, aynı sokakta yan yana duran iki görüntü arasındaki çelişkiye işaret etmeyi amaçlıyor: 500 yıl öncesinin masalsı sanat, estetik arayışı ve güzel olan bir eser bırakma yönünde sarf edilen özen ile; yüzyılımızın artık alışmaya başladığımız Afrikaî geri kalmışlığının sergilediği tezada…

Toplum içi ayrılıkların tetiklenmesi, Avrupalıların yerleştirdiği eğitim sistemiyle kültürel ve tarihi köklerin ortadan kaldırılması, Osmanlı döneminin tamamıyla silindiği müzelerle toplumun geçmişinden koparılması; henüz kendi dininin temel dinamiklerine aşina olmayan ve “iyi insan” olmayı alnında secde izi bulunmasından ibaret sayan bir yüzeysellik içinde dinini yaşayan cemaatlere, Cuma hutbelerinde “şia’nın neden batıl bir inanış olduğu”nun anlatılması; üniversite çağındaki gençlerin bile çoğu kez “Sudan ile aramızda bir sorun olduğunu biliyorum, ama ne olduğundan emin değilim” türünden bir bilinçsizliğe sürüklenmesi; Müslüman nüfusun kendisini, dinin sorumlulukları ihmal etmeden teskin edebilen yönüne fazlaca kaptırıp tevekkül ile atalet arasındaki çizgiyi ayırt edememesi gibi kimi tespitler yapılabilir belki.

Ama bu serinin asıl gayesi, bir toplumsal etüt yapmak değil, 5 asırlık manzaranın “fotoğrafını çekebilmek”tir.


***


1 comment:

Unknown said...

sevgili dostum...
herşeyden önce sena gıpta ile baktığımı bilmeni isterim.
sırayla çalışmalarına bakarken ilk fark ettiğim şey; senin konu ile ilgili fotoğraf çekmeden önce yapmış olduğun araştırma ve bunun yanında sabit, alışıldığı için fark edilmeyen ve/veya unutulmuş olan olguları ve hikayelerini kendi taraflılığın ile nasıl aktarmak/anlatmak istediğini belirlemiş olman. bu tür çalışmalarda insanlar mekana gider ve çektiği fotoğraflara göre metin yazar, kendini hikayeye uydurur. senin neyapmak istesiğini ve ne yaptığını önceden bildiğin bariz biçimde belli oluyor. bu sayede dikkatim hiç dağılmadan sonuna kadar ilgiyle inceleyebildim ve bence bunu başarmak -izleyicinin dikkat ve ilgisini sonuna kadar kaçırmamak- çok önemli.


bir yerlerde kendine ait bir tarz oluşturmaktan bahsetmişsin. farklı ve özgür kadraj anlayışın, sana özgü hakim renk (solgun, soğuk ve gri ağırlıklı) tercihin -ki seninle konuştuktan sonra bunun, ilginin konudan başka biryere yönlenmesini engellemek olduğunu tahmin etmiştim- ve en önemlisi konuya bağlı, tek başına ifade taşımaktan çok seri halinde anlam kazanan fotoğraflarınla kendi stilini yakaladığını düşünüyorum. a burda kullandığın makineyi pass geçmek yanlış olur. belli objektif yada filmlerle çalışan bazıları gibi :) seninde açını, konuya mesafeni ve teknin tercihlerini sabitleyen bir makinen var ve buda yine sana özgü.

ayrıca senin profesyönel bir makine almanın dikkatini dağıtacağını ve üretkenliğini azaltacağından endişeliyim...



bi ortak tönümüzü daha keşfettim: yazarak düşünmek :) :)

bu yüzdende üç noktayı çok seviyorum...